Üret Makina Sanayii Tic.Ltd.Şti. Genel Müdürü Arda Üreten: 'Türkiye olarak birinci görevimiz üretmek'

19 Eylül 2008 Dergi: Eylül-2008

1979 yılında İstanbul'da Üret Makina Isı Tesisat San. Ltd. Şti. adı altında kurulan Üret Makina, 20,000-550,000 kcal/h kapasiteli motorin brülörleri ile üretime başlamış; zaman içinde kapasite artırılarak, fueloil ve gaz brülörleri de ürün gamına eklenmiş. Şirketin, havalandırma sektörüne hitap eden alüminyum döküm ve sac gövdeli aspiratörleri ve makina endüstrisinin çeşitli alanlarına hitabeden pek çok mekanik parça üretimi de mevcut. "Üretmeden hiçbir yere gelemeyiz" diyen Üret Makina Genel Müdürü Arda Üreten, Türkiye ısı sektörünü değerlendirdi.. 

Önümüzdeki dönemde 6-7 MW kapasiteli brülörler üretmeyi hedefliyoruz

 

Üret bir aile şirketi ve biz ikinci kuşak olarak yönetimdeyiz. İlk kuşak, 1979 yılında şirketimizi kurdu. 90?lı yıllara kadar ülkemizde sanayileşmenin ağır ilerlediğini, fakat çok süratli bir tüketim yaşandığını söyleyebiliriz. Daha sonra sınır kapılarının açılmasıyla bütün firmalar yeni bir yapılanma sürecine girdi. Biz de ülkemize doğalgazın girmesiyle birlikte doğalgaz brülörleri üretimine başladık. Uzun süren uğraşlardan sonra çalışmalarımızı tamamladık. Daha sonra sertifikasyonlarımızı tamamladık. TSE'li ürün üretmemek gibi şansımızda ahlakımızda olmadı. Üretilen her ürün mutlaka TSE lendirilitor testlerden geçip sertifikalandırılıyor. Ayrıca Avrupa normu olan CE yönetmelik çalışmalarını da Türkiyede eskizsiz tamamlayan ilk TÜRK firmasıyız. Hollandalı GAZTEC firması ile 2,5 yıl süren test çalışmaları sonucu Gaz ve sıvı yakıt brülörleri CE sertifikasyonuna kavuştu. Gaz yakıcıların  CE yönetmeliği diğer ürünlerin CE yönetmeliğinden çok farklı test aşamaları ve çalışmaları gerektiriyor. Son derecede maliyetli ve meşekatli bir aşama. Bunun yanında ihracat yaptığınız ülkelerin ulusal sertifikalarını da edinmek durumundasınız. Bunlarında çalışması zaman ve mali yük gerektiyor.

 

 

 

 Yıllar içinde kapasitemizi artırıp üretime yatırım yaparak 4 MW'a kadar ürün kapasitemizi genişlettik. Geçtiğimiz yıl da Alman Körting markasıyla bir distribütörlük anlaşması imzaladık. Körting'i seçmemizin başlıca nedenleri;  kendi firmasıyla bağımsız olarak Türkiye'de bulunmaması, ancak mümessil firma kanalıyla  ülkemizde satış yapma yaklaşımını benimsemiş olması ve sanayi brülörlerinde teknik destek alabileceğimiz bir firma olması. Körting, 2000 yılında domestik sektörden tamamen çıkmış ve sanayi sektörüne yönelmiştir. Körting, 4 MW'tan 75 MW'a kadar sanayi brülörleri üretiyor. Bizim ürün gamımız da 4 MW'a kadar olduğundan, Körting ile birbirini tamamlayan, çok uyumlu iki şirket halindeyiz. Biz sıvı yakıt brülörleri ile başladık. Daha sonra gaz brülörleri üretmeye başladık. Şu anda çift yakıtlı brülörlerimiz oransal brülörlerimiz de ürün gamımızda yer alıyor.

 

Brülörler yanında Alüminyum döküm gövdeli aspiratör üretimine de  girdik. Alüminyum döküm gövdeli aspiratörler; kömür kazanlarında, yakma ocaklarında, havalandırma sistemlerinde kullanılan uzun ömürlü fanlar dır. Bizim ürettiğimiz fanlar, ortamın nemine rutubetine ve darbelere dayanıklı. Aspiratör kapasitelerinde belli bir artış gerçekleştirdik. Bunun yanında alüminyum döküm gövdeli körük imalatımız var. Bu üretim de piyasadan gelen talepler doğrultusunda gerçekleştirildi. Fakat öncelikli işimiz brülör imalatı.

 Sıvı yakıtlı brülörlerde 400 kg/saat kapasiteye, gaz yakıtlı brülörlerde ise 4 MW'a kadar üretim yapmaktayız. Önümüzdeki dönemde 6-7 MW kapasiteli brülörler üretmeyi hedefliyoruz. Yaz boyunca bu doğrultuda çalışmalarımıza devam ettik, gerekli testleri yaptık, 6-6,5 MW'lık monoblok gövdeli brülörler ürettik. Çalışmalarımızı tamamladığımızda bu ürünlerin de satışına başlayacağız.

Bu yıl altı fuara katıldık. 2009'da da yurtiçi ve yurtdışı fuarlara katılacağız.  Bunların bazıları için anlaşmalarımızı imzaladık. Bu yıl özellikle satış sonrası departmanımızda bir büyüme gerçekleşti. Bunun yanında, bizimle çalışan, gemi sektöründen bir mühendis arkadaşımız, şirketimizden kendi sektöründe çalışmak üzere ayrıldı; Üret Marine olarak kendi firmasını kurdu. O pazarda da arkadaşımız gerekli sertifikasyonlarını tamamlamak üzere çalışmalar yapıyor. Gemi sektörüne satışımız zaten vardı, bundan sonra Üret Marine, bayimiz olarak, gemi sektöründe satışlarımıza devam edecek.

Türkiye'de 35 ilde servis hizmeti vermekteyiz. Bizim yapımızdaki bir firmanın tek başına bayi ağı oluşturma şansı çok fazla değil. Biz daha çok tali bayiler diyebileceğimiz 3-4 tane ürünün servisini gerçekleştirebilecek ya da o bölgede mühendislik hizmeti veren firmalarla bayilik anlaşması yapabiliyoruz. Bunun yanında, güçlü servisler çalıştıkları mühendislik ve taahhüt firmalarıyla birlikte ürün alımı gerçekleştiriyor. Ayrıca OEM şirketler bizden ürün alıyorlar. Zaten Türkiye'deki köklü firmalardan biri olduğumuz için, markamız tanınıyor. Bu nedenle satış konusunda herhangi bir problemimiz yok.

 

Stoklarımızda 2500 kalem malzeme yer alıyor

 

Hiçbir zaman fiyat odaklı bir satış anlayışını benimsemedik. Her zaman ilk hedefimiz kalite oldu. 1989 yılında teknik servis ve satışı, üretimden ayırdık. Üret Teknik Servis'i kurduk. Satışı tamamen bu bölüm yürütüyor. Isı sektörüne hitap eden 2500 kalem malzeme stoklarımızda mevcut. Bu, verdiğimiz hizmet kalitesinin de bir göstergesi. Çünkü cihazlarımızın her türlü yedek malzemesi daima bulunuyor ve böylece olabilecek arızaları hemen giderebiliyoruz. Teknik servislerimiz bize ulaştığı an yedek parçayı bulabiliyor. Ürünler değişmiş, yenilenmiş olsa bile eski ürünlerin yedek malzemeleri stoklarımızda yer alıyor. Böylece müşterilerimiz asla mağdur edilmiyor. Bugün Türkiye'de Alarko Totaline ile bu hizmeti veriyor. Tüm Alarko servisleri oradan istediği hizmeti alabiliyor. Biz de bu mantıkla üretimi ve servisi birbirinden ayırdık. Üretimde 35 kişi, teknik malzeme bölümünde ise 15 kişi çalışıyor.

 

Ar-ge tüm şirket çalışanlarını kapsayan bir faaliyet

 

Şirketimizde Ar-Ge faaliyetleri sürekli olarak üretimle iç içe devam ediyor. Ayrı bir ar-ge departmanımız yok, çünkü biz, ar-ge'nin tüm şirket çalışanlarını kapsayan bir faaliyet olması gerektiğine inanıyoruz. Ar-Ge?nin çıkış noktası; fikirdir. Ayrıca piyasadaki tüm teknik servislerimiz de bizim için ar-ge elemanlarıdır. Onlar bizim piyasadaki elimiz, kolumuz, gözümüzdür. Onları iyi dinlediğinizde gerçekten birçok konuda yeni fikirler üretebiliyorsunuz.

 

İhracata ağırlık veriyoruz

 

İkinci kuşak olarak ihracata ağırlık verme kararı aldık ve çalışmalarımıza üç buçuk yıl önce başladık. Brülörün tek başına ihracatı zor, çünkü brülör bir yakıcıdır ve mutlaka bir kazan, eşanjör ya da termoblok ile çalışır. Bizim ihracat sürecimizin başlangıcında, Türkiye'deki kazan, toz boya, ekmek fırını alanlarındaki bazı ihracatçı firmalarla beraber attığımız adımlar var. Ardından talepler gelmeye başladı. Şu anda da Bulgaristan, Romanya, Rusya Ukrayna, Kazakistan, Azerbaycan, Hindistan, İran, Irak, Yemen ve Mısır'a ihracatımız var. Bu yerlerde teknik servis hizmeti de veren bayilerimiz var. Brülör, zaten bayi ve teknik servisiniz olmadan satışını gerçekleştiremeyeceğiniz bir ürün. Yurtdışındaki bayilerimiz, çözemedikleri bir sorun olursa, bizimle irtibata geçiyorlar ve Türkiye?den teknik servis gönderiyoruz. Böylece yurtdışındaki bayilerimizi de eğitmiş oluyoruz.

 

Yeni nesil, eli anahtar tutmak istemeyen bir nesil

 

Türkiye'deki bayilerimizi senede bir kez toplayıp eğitim veriyoruz. Yeni ürünler geliştirdikçe İstanbul'daki bayilerimize o ürünlerle ilgili eğitimi piyasaya sunumu ile eşzamanlı olarak veriyoruz. Tüm Türkiye'deki servis ve bayilerimizin dilek ve şikayetlerini dinliyoruz, onları ziyaret ederek sorunlarını yerinde görüyor ve gidermeye çalışıyoruz. Yerinde diyoruz, çünkü servislerimizden bir tek kişiyi eğiterek tam bir eğitim çalışması yapmış olacağımızı düşünmüyoruz. O serviste beş kişi çalışıyorsa, beşine de aynı eğitimin verilmesinden  yanayız. Bunun dışında, gerek yurtiçi gerek yurtdışı bayilerimizin talepleri doğrultusunda da eğitim veriyoruz. Zaten brülörü tanımayan kuruluşlara bayilik vermiyoruz. Çünkü bayilerimizin brülörün dışında yakıt, elektrik, mekanik, baca, kazan gibi birçok konuda da bilgi sahibi olması gerekiyor. Bu nedenle teknikerlerimizin bir mühendise yakın bilgi sahibi olmalarına özen gösteriyoruz. Bu anlamda bazı sıkıntılar yaşıyoruz. Kalifiye eleman bulmak çok zor. Türkiye'de insanların büyük bir çoğunluğu masa başında iş ister duruma geldi. Ülke olarak fikir ve teknoloji üretme konusunda biraz yavaş olduğumuz için çok kişinin masa başında çalışması mümkün değil. Yeni nesil, ne yazık ki eli anahtar tutmak istemeyen bir nesil.

 

 

Azim ve istekle yapılamayacak hiçbir şey yok

 

İnsanlar istediklerinde çok şey başarabilirler. Eğitim elbette çok önemli ancak bu işi yapmak istemeyen kişilere verdiğiniz eğitimin bir anlamı yok. Her şeyden önce kişilerin de kendilerini geliştirmek, yetiştirmek için çabaları olmalı. Geçtiğimiz günlerde bunun mutluluk verici bir örneği yaşandı: Hakkari?li bir çoban, tıp fakültesi kazandı.. Azim ve istekle yapılamayacak hiçbir şey yok. Bu nedenle eğitimdeki eksikliklerin yanında kişilerin bireysel çabaları, mesleklerine olan ilgileri de çok önemli. Anadolu?daki illerimiz çok büyük değil. Baktığınızda bu illerden çıkan tekniker-teknisyenler birkaç tane. Bize düşen de onları bulmak, eğitmek. Eğitmek derken de iki yönlü bir eğitimden bahsediyorum. Hem sosyal yönünü hem de teknik bilgisini desteklemeyi kastediyorum. O kişi çok iyi, işine çok bağlı bir insan olabilir, fakat teknik bilgisi zayıf olabilir. Onu teknik bilgi anlamında geliştirmeniz gerek. Teknik bilgisi çok iyi olan bir elemanın işe ilgisi, bağlılığı zayıf olabilir, bu yönde desteğe ihtiyacı olabilir. Bu açığı kapatmaya çalışmalıyız. Isı sektöründeki tüm firmaların bu konuda benimle aynı fikirde olduklarına inanıyorum. Hepimizin aradığı, her iki yönde de kendini geliştirmiş bir teknisyen. Bize her yıl meslek liselerinden stajyer olarak çalışmak üzere çok sayıda öğrenci başvururdu. Çocuklar yaz döneminde hem bir şeyler öğrenmek, hem de harçlıklarını çıkarmak için gelirdi. Her yaz mutlaka en az iki en çok beş öğrenciyi stajyer olarak işe alırdık. İlk defa bu yıl, kimse yok... Ne yazık ki gençlerin cebine bir kredi kartı bir de cep telefonu koyup sokağa salıyorlar.. Bomboş bir toplum yetişiyor. Şimdi çok zengin bir toplum muyuz? Kimsenin çalışmaya, para kazanmaya ihtiyacı yok mu? Bir taraftan işsizlikten şikayet ediliyor, "iş yok, çalışamıyoruz" diye, öte yandan şirketler, eleman bulamamaktan yakınıyor. Bu tezadın sebebi insanların kolay paraya yönelmeleri... Yorulmadan, emek sarf etmeden para kazanmak istiyorlar. Bu yüzden işçi bulmak, tekniker bulmak, hatta üretici bulmak gittikçe zorlaşıyor.

 

Üretim Anadolu'da olmalı

 

Anadolu'dan büyük şehirlere inanılmaz bir göç var. İnsanlar sahibi oldukları evleri satıp, daha çok para kazanacaklarını düşünerek büyük şehirlerde yaşamak istiyorlar. Aslında durum hiç de böyle değil. İstanbul'da alacağınız 1000 YTL'dense Anadolu'da kazandığınız 700-800 YTL çok daha fazla bir para aslında. Burada gıdaya, suya, yola verdiğiniz paraları hesaplarsanız 1000 YTL ile 10 günü geçiremezsiniz. Rakamsal olarak daha fazla olmakla beraber, ihtiyaçlarınızı karşılayabilmek için İstanbul'da aldığınız para, Anadolu'da aldığınız paradan çok daha küçük... Bu nedenle Anadolu'ya yatırım yapılması gerekli. Oradaki insanlara yeni iş sahalarının açılması için de üretim Anadolu'da olmalı. Yani İstanbul fikir üretilen, Anadolu ise bu fikrin hayata geçirildiği yer olmak durumunda. Bu, hem şirketler için hem de ülkemiz için çok faydalı. Anadolu'da iş gücü ve yatırım maliyetleri biraz daha düşük olduğundan şirketler için; çok sayıda insana iş olanağı sunulacağı için de ülkemiz için faydalı.

 

Merkezi sistemlerde de kimin ne kadar yakıt harcadığı tespit edilebiliyor

 

Türkiye rekabetin çok sert olduğu bir pazar. Çoğu firma fiyatta rekabet edebilmek için yurtiçinde kısmi üretimler gerçekleştirmekte. Ülkeler, Türkiye pazarında yer edinebilmek için kendi markalarını destekliyor. Dış pazara baktığımızda İtalyan ve Alman firmaların pazarın hakimi olduğunu görüyoruz. İç pazarda ise üretimin gerilemesinden dolayı sıkıntılı bir süreç yaşanıyor. Çok ciddi ihracat rakamları söz konusu değil. Biz bir tarım ülkesiyiz ve sanayileşmeye geç başlamışız. Avrupa ülkelerine zaten Türk malı sanayi ürünü satmak kolay değil.

Hangi firmaya sorsanız, iç pazarda özellikle yatırımlar konusunda sıkıntı olduğunu söyleyecektir. Tekstil pazarı yurtdışına kaydı, tarım durma noktasına geldi. Bugün bazı tarım ürünlerini ithal eder konumda olmamız, Türkiye açısından gerçekten acı... Peki sanayi bunun yanında ne kadar ileri gidiyor? Otomotiv sektörü çok canlı, rekabet çok fazla, ama bunun sebebi, Avrupa'nın bu sektörde bazı komponentlerin üretimini Türkiye'ye bırakması. İç pazarda yatırım azalınca doğal olarak bu durumdan ısı sektörü de olumsuz etkilendi. Brülör ve kazan üreticileri için kombi, başlı başına bir sorun. Anadolu, yıllarca bireysel sistemle ısınmıştır. Soba ya da kat kaloriferi tarzında kömür ya da sıvı yakıt  tüketerek ısınmıştır.. Bunun yanında doğalgaza geçerken yerli ve yabancı firmalar kombiyi lanse edip kullanımının yaygınlaşmasına sebep oldular. Daha kârlı ve daha cazip diye insanları yönlendirdiler ama firmaların bu işten ettikleri kârı kimse düşünmedi. Bireysel yaşamayı çok seven bir toplumuz. Ama bunu yaparken çevreye verdiğimiz zararı, harcadığımız fazla paraları, her şeyden önce doğalgazın ithal ettiğimiz bir yakıt olduğunu unutuyoruz. Şimdi değişen ve gelişen teknolojilerle merkezi sistemlerde de kimin ne kadar yakıt harcadığı tespit edilebiliyor. Ben bunun savaşını oturduğum sitede verdim. Sitede 54 daire vardı ve 50 daire kombi istiyordu, 4 daire merkezi sistem. Sonuçta merkezi sistem yapıldı ve şu anda kombi isteyenlerin tamamı, merkezi sistem yapıldığı için teşekkür ediyorlar.

 

Isıtma sektörü tam bir ?kurtlar sofrası?

 

Kombiler ülkemiz pazarına girdiğinde merkezi sistemlerin çoğu sökülüp yerine kombili sistemler kuruldu. Şimdi enerji verimliliği yasası ile insanlara merkezi sisteme dönüş yapılması önerilse bile, tamamen bir zorunluluk haline gelmedikçe kimsenin yeni bir masraf ederek merkezi sisteme dönüş yapacağına inanmıyorum. Enerji Verimliliği Yasası'nın uygulama noktasındaki ve yönetmeliklerindeki eksikliklerin giderilmesi uzun bir süreç. Tüm firmaların servislerinin belli bir standarda oturtulması, bunların düzenli olarak takip edilmesi gerek. Keşke yasalarla belirtilen her şey uygulansa... Enerji Verimliliği Yasası elbette çıkmalıydı ve bundan yanayım zaten. Bundan sonra da gereken önlemlerin alınması ve düzenlemelerin titizlikle yapılması gerektiğine inanıyorum.

Isı sektöründe kazancılarla beraber brülör üreticileri beş yıldır hakikaten sıkıntı yaşamakta. Bugün ısı sektörüne tam bir "kurtlar sofrası" diyebiliriz. Sektörde, şu an için kombi ihracatçıları ve ithalatçıları para kazanıyor. Avrupa'da belli metrekareler için merkezi sistemlerin kullanılması zorunlu tutuluyor ve konuyla ilgili teşvikler de var. Bizde de Enerji Verimliliği Yasası ile birlikte bu yönde çalışmaların olması gerek. Avrupa'da yasalar birtakım araştırmalar sonucunda çıkarılıyor ve kurallara harfiyen uyulması sağlanıyor. Türkiye?de kurallara uyulması konusunda bir esneklik söz konusu. Bu durumun ortadan kaldırılması gerek.

 

Elektriğimizin yarıdan fazlasını piyasaya doğalgaz kullanarak arz eder durumdayız

 

Türkiye olarak birinci görevimiz üretmek. Ya tarım, ya teknoloji, ya makine, ya hizmet, ya fikir, ya da proje üreteceğiz.. Ama illa ki bir şeyler üretmek zorundayız. Üretmeyen toplumların hiçbir yere gelemeyeceği kesin. Masa başında oturup, ciddi kararlar alıp, bunları istikrarlı şekilde uygulamamız gerekiyor. Bu birincil hedefimiz olmalı. Isıtma sektörü olarak üzerimize düşen en önemli görev üretim. Ama bazı koşullarda önümüze konulan kolaylık ya da zorluklara müdahale edebilme şansımız ne yazık ki yok. Ülkemizin şu anda beş yıllık, on yıllık enerji politikası belli midir? Bunu açıkça söyleyebiliyorsak, bizler de ısıtma sektörü olarak bu politikaya destek olalım. Ama bugün baktığımızda enerji üreten santrallerimizin bir kısmı çalışmayacak halde. Yağış miktarının azalması sebebiyle barajlarımızın verimliliği düştü. Elektriğimizin yarıdan fazlasını piyasaya doğalgaz kullanarak arz eder durumdayız. Yani enerjimizin yarıdan fazlasını sahip olmadığımız ve ithal ettiğimiz bir kaynakla karşılıyoruz. Bu da  uluslararası politik sorunlar karşısında, yarınımızın ne olacağı belli değil demek...

 

Dün yapılan hataları bugün tekrarlamamak çok önemli

 

İhracat-ithalat rakamlarına baktığımızda, ithalatın patlaması, üretimde gerilediğimiz anlamına gelir ki bu, geleceğimiz açısından hiç de güzel bir tablo değil. Bundan on yıl önce birçok organize sanayi bölgesi projesi varken bugün sadece alışveriş merkezi projeleri var. Bu da tamamen tüketim toplumu olmaya başladığımızın bir diğer göstergesi.  Bazı şeyleri değiştirme şansımız ne yazık ki yok, fakat tüm bunların bilincinde olmamız, bir şeylerin değişmesi gerektiğini söyleyebilmemiz ve ülkemiz için değiştirebileceğimiz kadarını değiştirmeye çalışmamız, daima daha iyisini istiyor olmamız güzel. Türkiye, atlattığı darbe ve kriz dönemleri nedeniyle 50 yıl boyunca sadece tarımla uğraşmış. Sanayileşme konusunda üretime geçtiğimiz zaman ise 15 yıl boyunca piyasadaki boşluk doldurulmuş. Ben bu konuda birinci kuşak yöneticilere çok kızıyorum. Çünkü o zaman kazanılan parayı kendilerini, üretim kalitelerini geliştirmek üzere kullanmamışlar. Çok büyük kurumsal firmalar harici ar-ge yatırımı hiç yapılmamış. Başka bir deyişle kazanılan paralar hep yastık altı yapılmış..  Zannetmişler ki piyasadaki açık hep o seviyelerde olacak ve aynı para daima kazanılacak.. Oysa o dönemde üretime uzun vadeli, üretim planlı yatırım yapılmış olsaydı, bugün ülkemiz çok daha farklı konumda olabilirdi. Teknolojide, ihracatta inanılmaz bir gelişme sağlayabilirdik. Bugün görünen tablo pembe olmasa da ülkemize sahip çıkmamız gerekiyor. Dün yapılan hataları bugün tekrarlamamak çok önemli. Her sektör, her vatandaş, üzerine düşen görevi hakkıyla yerine getirmek zorunda.. Bunu başardığımızda birçok sorun kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Çözüm sadece zor, imkansız değil.

 

Etiketler


Söyleşi