Header Reklam
Header Reklam

'Çin mallarının kalitesini tartışmayı bırakıp, Ar-Ge yatırımları yapmamız gerek çünkü, en güçlü silah Ar-Ge?dir'

23 Haziran 2008 Dergi: Ocak-2008
'Çin mallarının kalitesini tartışmayı bırakıp, Ar-Ge yatırımları yapmamız gerek çünkü, en güçlü silah Ar-Ge?dir'

uygulamalarının artmaya başlamasıyla, 1988 yılında mekanik salmastra imalatına başlayarak bu alanda Türkiye?deki ilk imalatçı firma oldu. 1999 yılında şu an bulunduğu, İstanbul Büyükçekmece'de bulunan fabrika binasına tamamen taşındı. Türkiye'de edindiği itibarını yurtdışına da taşımaya başlayan Demirkol, sektöründe akışkanların sızdırmazlığı konularıyla ilgili hemen her türlü ekipmanın imalatını Türkiye'de

yapmayı amaçlayarak, henüz Türkiye?de üretilmeyen pek çok malzemenin de üretilebilirliğiyle ilgili Ar-Ge çalışmaları da yapıyor. Demirkol  Sızdırmazlık Elemanları San. Tic. Ltd. Şti. Pazarlama Müdürü Seçkin Üstündağ ile Türkiye pazarının içinde bulunduğu durumu, Demirkol?un Ar-Ge faaliyetlerini ve gelecekteki hedeflerini konuştuk...

Kaliteden asla ödün vermiyoruz

1961 yılında kurulmuş, Türkiye?nin ilk mekanik salmastra ve yumuşak salmastra imalatçısı olmamızın bize sağladığı çok büyük avantajlar var. Her şeyden önce çok ciddi bir deneyime sahibiz. Bunun yanı sıra sektörde çok iyi tanınıyoruz ve şu anda  yerli imalatçı olarak Türkiye?de pazarın yaklaşık % 40?ına sahibiz. Fakat bunun yanında piyasa şartlarının yani Türkiye ekonomisindeki değişimlerin sonuçlarını avantaja dönüştürmeyi başardık. Fakat Türkiye?de yaşanan siyasi ve ekonomik krizleri ve bunların etkilerini, eski bir firma olarak, bu krizlerden sonra kurulan firmalardan çok daha ağır şekilde hissettik, olumsuzlukları lehimize çevirebilmek için çok çaba sarf ettik... Ekonomik krizlerden sonra kurulmuş bazı firmalar, fiyat anlamında bizden daha avantajlı hale geçtiler. Çünkü geçmişteki devalüasyonlardan kazandıkları paralar  ve yine o dönemlerde Türk pazarına sundukları bazı ithal mallar vardı. Dolayısıyla, özellikle 2000-2003 yıllarında artık kaliteden çok fiyat ön plana çıkmaya başladı. Bu noktada eski bir şirket olmak bizi yormaya başladı. Çünkü makinelerimiz, işçi sayımız, üretim kapasitemiz, ciddi anlamda kaliteli malzeme üretmek üzere koordine edilmiştir. Reklam giderlerimizi bu doğrultuda belirliyoruz, fuarlara katılıyoruz, seminerler düzenliyoruz; bir yandan bunlarla uğraşırken, bir yandan da fiyat konusunda rekabet etmek durumunda kaldık. Kaliteden taviz vermek gibi bir zihniyetimiz zaten söz konusu değil.  Bugünkü konumumuzu da bize, ?kaliteden asla ödün vermemek? anlayışı sağlamıştır. Kaliteden asla taviz vermeden rekabet ortamına girebilmemizin en önemli etkisi ihracatımızı arttırarak sağladığımız nakit akışını ar-ge ve teknolojiye yatırabilmemizdir. İhracat bizim için bir çözümdü. Daha sonra ihracat yaptığımız bazı ülkelerde de Çin ile karşılaşmaya başladık...

Türkiye?de müşteri bilinci, insanların canı yandıkça oturmaya başladı

Şirket yönetiminde profesyonellik anlamında, Türkiye?de birtakım sorunlar yaşandığına inanıyorum. İlk etapta hep fiyata bakılıyor ya da o an makinenin çalışmasının hesabı yapılıyor. O makinenin düzenli bakımı, durması gereken zamanları, kullanılması gereken malzemelerin garantileri çok önemsenmiyor. Bu koşullar dikkate alınarak bir dökümantasyon hazırlamaya, satın alma yöntemlerine kafa yormaya ve tüm bunlara zaman ayırmaya çalışılmıyor. Bir makine durdu, neden? Salmastra yüzünden. Ara Demirkol?u veya filanca firmayı getirsin... Filanca firmanın getirdiği o an için önemli değil, çünkü makinenin hemen çalışması gerek. Hal böyle olunca mekanik salmastraların kullanım süreleri çok kısaldı. Yani 3-4 ay çalışan bir mekanik salmastra o günü kurtardığı için satın alındı. Belki kısa vadede kárlı yatırım olarak düşünüldü çünkü maliyetleri oldukça düşük, fakat uzun vadede pompaların ve makinelerin bazı bölümlerinin ciddi hasara uğradığı görüldü. Bunun da oluşumunu benim izlenimlerime göre 2007?de aşmaya başladık. Çünkü artık birçok firma "bana Çin getirme de ne yaparsan yap" demeye başladı. Müşteri bilinci, ne yazık ki kaybedilen zaman ve arıza yapan diğer malzemelerin maliyetleri hesaplanmaya başlanınca, yani insanların canları yandıkça oturmaya başladı.

En çok rastladığımız hatalar, montaj hataları

Kullanım alanları baz alınarak sınıflandırma yapıldığında kalitesiz malzeme yoktur. Yani bahçe sulamak için Çin malı bir mekanik salmastra yeterli kalitede olabilir, çok uzun süre çalışabilir. Fakat bizim ürettiğimiz mekanik salmastralar her türlü kimyasallarda ve her ortamda ortalama aynı ömürlerde çalıştırarak Demirkol farkını yansıtmak zorundadır. Ürünlerimizin pahalı olduğunu söyleyebilirler, fakat ürettiğimiz malzemeler her gün 24 saat aralıksız çalışıyor. Bunun çok iyi analiz edilmesi gerek. Bizim en çok rastladığımız hatalar, montaj hataları ve bunlar çok ciddi boyutta. Bu noktada bir şekilde montaj ustalarını eğitmek, onlara seminerler vermek ve ürünleri tanıtmak gerekiyor. Bu da bize ayrı bir misyon yüklüyor. Bunun bilinciyle bazı üniversitelerde, fuar alanlarında ya da firmalarda seminerler düzenleyerek montajdan kaynaklanan hataları minimuma indirmeye çalışıyoruz. Bugün mekanik salmastralar, pompanın kullanıldığı her yerde kullanılıyor ve çok kritik bir parça, çünkü en ufak bir arıza durumunda pompa iş görmez hale gelebiliyor. Çok basit hatalarda ciddi problemlerle karşılaşabiliyoruz. Aslında montajda bazı basit tedbirler alınarak hem mekanik salmastraların ömürlerini uzatmak hem de kesin sızdırmazlığı sağlamak mümkün. Demirkol olarak  elemanlarımızı iyi yetiştirmeye çalışıyoruz. Maalesef yeni mezun makine mühendisleri sadece diplomanın ardından yürüyorlar. Pratik bilgilerin, deneyimin, uygulamada tecrübenin ne demek olduğunun bilincinde değiller. Mesela ilkokul mezunu fakat 35 sene torna başında kalmış elemanlarımızın makine mühendislerinden çok daha başarılı oldukları durumlarla karşılaşabiliyoruz. Yeri geliyor malzemenin nabzını tutabiliyor, hatta neredeyse analizini yapabiliyorlar...  Burada da deneyimin ne kadar önemli olduğu ortaya çıkıyor. Aslında eğitim sistemimize bu noktada çok iş düşüyor. Çünkü özellikle üniversitelerde branşlaşma çok az. Demirkol olarak elimizden gelen en fazla destek, bir firmanın çalışanlarına eğitim seminerleri vermek. Bu eğitimler; eğitim düzeyine bakılmaksızın ustalara ya da makine mühendislerine veriliyor. Ama bu eğitimler bir saat, bir gün, bir ay gibi kısıtlı zamanlarda. Oysa seminer verdiğimiz insanların bazıları, 20 yıldır mekanik salmastrayı çekiçle çıkarmayı alışkanlık edinmiş... Onun 20 yıllık alışkanlığını değiştirebilmek için verdiğimiz bu seminerler yetersiz kalabiliyor. Çekiç kullandığında 10 Ç?luk bir arıza 100 Ç?ya çıkıyor. Sonradan bizi tadilat için arıyorlar, bu kez de tadilatınız çok pahalı diyorlar. Pahalı; çünkü her şey kırılmış... Bunlar, yerli imalatçı olarak bizi gerçekten çok üzüyor.

Avrupa ülkelerine de ihracat yapıyoruz

Sermayemizin azaldığı, dar boğazlara girdiğimiz dönemler oldu; çok zor ve yorucu bir süreçti. Biz bu dönemi aştık. Bu dönem aslında bizi biraz da pişirdi. Çünkü insanlar bu durumlarda çözüm üretmek için düşünmeye başlar. Biz de bu dönemde farklı projeler geliştirmeye, ürettiğimiz malzemeleri daha iyiye doğru yönlendirmek üzere çalışmalara başladık. Bu dönemde, müşteri odaklı çalışmayı ön planda tutarak bazı firmalara özel tasarımlar yaptık. Bu sıkıntıları yaşadığımız dönemden en büyük kazancımız deneyim oldu. Şu anda Demirkol olarak, çok iyi durumdayız ve Avrupa ülkelerine de ihracat yapıyoruz. Mekanik salmastranın duayeni sayılabilecek Alman ya da İngiliz menşeli firmalar varken, hatta Çin?den bu kadar ucuza mal edilen ürünler varken, bir Türk şirketi olarak Demirkol?un Avrupa ülkelerine ihracat yapıyor olması çok önemli. Yakın zamanda bayilikler de vereceğiz. İlk olarak Bulgaristan?da bayilerimiz olacak. Daha sonra da bu ağı geliştirmeyi hedefliyoruz; özellikle Türki Cumhuriyetler ve Rusya?ya doğru. Ayrıca, ISO ile ilgili çalışmalarımız başladı. ISO için önce kendi personelimizi eğitmek istedik ki ISO?nun amacını kavrayabilsinler. Bunun dışında CE belgemiz zaten var. İstanbul fabrikamızda aylık 2000 Ğ 3000 adet mekanik salmastra üretiyoruz. Bunların dışında yaklaşık (en ufak parçaya kadar) 20.000 kalem stok var. Ayrıca müşterilerimizin mekanik salmastraları kullanacakları yere bağlı olarak özel talepleri olursa, istedikleri malzemelerin imalatını yapabiliyoruz. Türkiye?nin değişik bölgelerinde bayilerimiz var. Bu bayilerimizin de teknik eğitimlerini biz veriyoruz. Yakın zamanda bunlara yenileri de eklenecek.

Ciddi anlamda Ar-Ge çalışması yapan kuruluşlardan biriyiz

Mekanik salmastra konusunda kendi sektörümüzde en ciddi Ar-Ge çalışması yapan kuruluşlardan biriyiz. Geçmişimizin verdiği deneyimle, karşılaştığımız problemleri aşma arzusuyla bunları yapmak zorunda olduğumuza inanıyoruz. Ar-Ge?yi kendi bünyemizde bazen de bazı kuruluşlardan yardım alarak yapıyoruz ama yine de tam manasıyla yapabildiğimiz söylenemez. Çünkü bazı ithal ürünler var ki bunlar Türkiye?de yapılamıyor. Bunları hala yurtdışından alıyoruz. Bunun dışında aşınmalar, kullanımdan doğacak hatalar ya da ürünlerimizin kullanıldığı ortamlara göre verdiği reaksiyonların araştırılması ile ilgili çalışmaları kendi bünyemizde yapabiliyoruz. Mesela TTV O-ring (Teflon kılıflı o-ringler) ürünlerini Türkiye?de ilk yapan firmayız. Bu da kendi Ar-Ge çalışmalarımızı geliştirerek oldu. TTV O-ring, özellikle tekstil ve kimya sektöründe çok sık kullanılan ve kimyasallara dayanıklılığı çok yüksek olan bir malzemedir. O-ring aslında mekanik salmastraya göre çok daha ucuz bir malzemedir fakat mekanik salmastranın can damarını oluşturur. Yani çalışma yüzeylerinin hassasiyeti olsun, kullandığımız hammaddelerin kalitesi olsun, eğer o-ring iyi değilse hiçbir şey ifade etmiyor. TTV O-ring, o-ring deformasyonlarını en aza indirgediği için, bu malzemenin Türkiye?de yapılması çok önemli. Türkiye?de daha önce yapılmamasının sebebi, maliyetinin çok yüksek olması değil, çok iyi bir mühendislik gerektirmesi. Yaptığımız çalışmalarda çok malzemeyi heba ettik ama sonunda başardık. Bu çok basit gibi görünen ama kullanımda çok büyük getirileri olan bir malzeme. Daha büyük çaplı Ar-Ge çalışmaları için ciddi bir ödenek ayrılması gerekiyor. Buna da ne yazık ki Türkiye?de kimse girmiyor. Çünkü fiyatta yine karşımıza Çin çıkıyor. Yani bizim maliyetimizin altında fiyatlara satış yapıyorlar. Bu durumda da rekabet şansımız kalmıyor. Yani yapacak bilgimiz, sermayemiz, işgücümüz var fakat rekabette Çin ile yarışamadığımızdan yapamıyoruz.

Türkiye?de ithalat çok kolay çünkü yasal boşluklarımız var

Aslında devlet desteğiyle bazı kotaların getirilmesi gerekli. Mesela mekanik salmastralarla ilgili devlet tarafından belirlenmiş kesin standartların olması, belli bir kalite sınıfının altında hiçbir ürünün üretilememesi ve ithal edilememesi, Türkiye?deki imalatçı firmalar için çok güzel bir gelişme olur. Çünkü bu durumda biz de harcadığımız emeğin karşılığını alırız. Türkiye?de ithalat çok kolay çünkü yasal boşluklarımız var. Bunların hemen kapatılması gerek. Türkiye giderek bir tüketim toplumuna dönüşüyor, üretim her geçen gün azalıyor. Üretimdeki insanlar da kolay yetişmiyor. Kendi ülkemizde kalifiye teknik elemanları değerlendiremediğimizde de, bu beyin gücünü yurtdışına hediye ediyoruz. Yurtdışında, üretici firmalar için her türlü destek sağlanıyor, çünkü orada yaptığımız yatırımlarda o ülkenin insanlarını çalıştırıyor, oradaki insanlara deneyim kazandırıyor, mühendislik ve imalat bilgilerimizi  onlara aktarıyoruz. Bunun bilincindeler, bu yüzden bu kadar destekliyorlar. Öte yandan Türkiye?de işsizlik artıyor, üretim azalıyor... Türk imalatçısının korunması gerekiyor. Bunu hem bireysel, hem kurumsal, hem de devlet kanalıyla ortak hareket ederek başarabileceğimize inanıyorum.

Yerli üreticiler arasındaki rekabet bizi hem kamçılar hem de çok mutlu eder

Biz Çin?e karşı cephe alırken, onlar sessiz sedasız kendilerini geliştirerek çıkıyorlar karşımıza. Çin mallarının kalitesini tartışmayı bir kenara bırakıp, acilen Ar-Ge yatırımları yapmamız, kendimizi geliştirmemiz ve başkalarının yapamadığını yapmayı başarmak için çalışmamız gerek. Çünkü artık Çin de eskisi gibi değil. Mesela mekanik salmastraya ilk başladıklarında gerçekten çok kalitesiz malzeme üretiyorlardı çünkü bilmiyorlardı. Fakat zaman içinde onlar da gelişiyor, ürünü daha kaliteli hale getiriyorlar. Öte yandan, Çin?den ithalat yapan şirketler gidip Çin?den malzeme alıp getirmiyorlar. Kurum olarak gidip bir fabrika kuruyorlar ya da fabrikalardan birini kapatıyorlar, belli zaman dilimleri içinde kendi belirledikleri standartlar dahilinde üretim yapılmasını sağlıyorlar. Dolayısıyla malzemenin kalitesi çok fazla düşmüyor ama oradaki işgücüne ödenen para düşük olduğundan fiyat düşüyor, bu da yerli imalatçıyı vuruyor. Bu durum 2000?den beri var. 2007?de biraz aşılmaya çalışıldı ama bu, şirketlerin hacmiyle direkt alakalı. Çünkü her hacimde firma bunu aşamadı. Şunu da belirteyim rekabette, kalitede ve fiyatta yarışmak esastır. Ama en azından denk güçlerle savaşmamız gerekiyor. Yani aynı kalitede bir malı bizden daha ucuza mal edebiliyorlarsa, söyleyecek hiçbir sözümüz yok, hatta takdir ederiz. Yerli üreticiler arasındaki rekabet hem bizi kamçılar, hem de çok mutlu eder. Bir taraftan takdir eder, diğer taraftan da örnek alır daha iyisi için kendimizi geliştirmeye gayret ederiz. Hatta bu durum şirket evliliklerini de doğurabilir, böylece yurtdışında ihracatımızı çok rahat bir şekilde gerçekleştirebiliriz. Ne yazık ki Türkiye sahip olduğu gücün, bilginin, kaynaklarının farkında değil. Sürekli birilerini suçlayarak bir yere varamayız. Bir şeyler yapmamız gerek ve bence bu alanda en güçlü silah; Ar-Ge?dir.


Etiketler


Slider Altına