Yangın güvenliğinin ülkemizdeki gelişim süreci

28 Ağustos 2013 Dergi: Ağustos-2013
Yangın güvenlik önlemlerinin daha III. Murat zamanında, bundan 400 sene evvel başladığını söyleyebiliriz. Sultan Murat’ın fermanı “İstanbul Kadısına hüküm ki…” diye başlamakta ve fermanda, İstanbul ahalisinin evinde damına yetişecek bir merdiven, bir büyük fıçı su bulundurulması ve bunları bulundurmayanların, subaşıya teslim edilecekleri ve cezaya çarptırılacakları belirtilmektedir. Beyoğlu’nda 1870 yılında meydana gelen ve “Beyoğlu Büyük Yangını-Harîk-i Kebîr” olarak bilinen yangın; İstanbul’un en büyük yangını olmamasına rağmen, birçok değişikliğe ve yeniliğe neden olması bakımından önemli bir olaydır. Düzenli itfaiye teşkilatı Beyoğlu yangınından sonra kurulmuştur. Yangın güvenlik önlemlerini koordine etmek ve itfaiye teşkilatını kurmak üzere yurtdışından bir uzmanın davet edilmesi kararlaştırılmış, dönemin padişahı Sultan Abdülaziz’in emriyle Macaristan’dan Kont Ödön Seçeni İstanbul’a davet edilmiştir. Kont Seçeni, İstanbul’a gelir gelmez iki taburlu bir itfaiye alayı kurmuştur. İtfaiyenin askeri disiplinle çalışma esaslarını hazırlamış ve kurduğu bu teşkilat yangınlarda kısa sürede büyük başarı kazanmıştır. Başarısı üzerine kendisine paşa unvanı ile birlikte büyük yetki verilmiş ve iki itfaiye taburu daha kurması için imkan sağlanmıştır. Kısa sürede büyük ilerleme kaydedilmiş, yeni kıyafetler hazırlanmış, kullanılan teçhizat modernleştirilmiş ve yeni yönetmelikler hazırlanmıştır. Osmanlı Devletinde sigortacılığın yaygınlaşması da Beyoğlu yangınından sonrasına rastlar. Osmanlı Devleti’nde yaygın olarak yabancı sigorta şirketlerinin faaliyete geçmelerinin başlangıcı 1870 Beyoğlu yangını olarak gösterilir. Beyoğlu yangını sonrasında, yabancı sigorta şirketleri, İstanbul’da şube açmış, kentin yangın riskini gösteren haritaların çizimine başlanmıştır.
Prof. Dr. Abdurrahman Kılıç, “Ateşi Tutan Eller-Ateş Kahramanları” adlı kitabında yangın güvenlik önlemlerinin ülkemizdeki geçmişini böyle anlatıyor. Aynı kaynakta Kılıç; “1992 yılında yürürlüğe giren “İstanbul Büyükşehir Belediyesi Yangından Korunma Yönetmeliği”ne kadar, yangın önlemlerini geniş çapta ele alan bir yönetmelik yoktu. Tehlikeli maddelerin üretilmesi, depolanması ve taşınması ile ilgili birkaç tüzük ve yönetmelik mevcut olmasına rağmen, bunların da yeterli olduğunu söylemek mümkün değildi. Türkiye’de değil otomatik yağmurlama sistemi, ülke genelinde yangın merdiveni zorunluluğu bile yoktu. Sadece, devlet tarafından kullanılan binalarda alınacak yangın güvenlik önlemlerine ait yönetmelik vardı, ama burada da kazma, kürek ve altı kovadan başka önemli bir husus yoktu. Gökdelen yapsanız bile başka önlem istenmiyordu.” diyor.
O günden bugüne yangın söndürme teknolojisinde, yangın güvenlik önlemlerinde ve yönetmeliklerde pek çok gelişme oldu. Gerek kullanılan cihaz ve sistemler gerekse yangın senaryoları için kullanılan yazılımlar oldukça gelişti. Teknolojiyi bu hızla geliştirebilen insanoğlu, ne yazık ki bilinci de aynı hızla geliştiremiyor. Bugün kullanılan sistemler, yangının oluşmasını engellemek, oluşan yangının ise en az hasarla atlatılmasını sağlamak açısından çok gelişmiş imkânlar sunsa da, uygulamaya geçmediği, hayatımızın bir parçası haline gelmediği sürece tüm bu “nimetlerin” hiçbir anlamı yok… Binaların ruhsat alabilmesi için istenen yangın önlemlerinin ne kadar sağlıklı çalıştıklarının kontrolleri uzman kişilerce yapılmadıktan sonra bu sistemleri sadece kurmuş olmanın da bir anlamı yok… Yangın konusuna ağırlık veren Ağustos sayımızı hazırlarken ne yazık ki yine onlarca yangın haberi aldık… Bu da gösteriyor ki  artık, kağıt üzerinde “iyi” dediklerimizi, en kötüsünü yaşamadan hayata geçirme zamanı… 


Gökçen PARLAR
Yazı İşleri Müdürü
gokcenparlar@dogayayin.com

Etiketler


Söyleşi