Pandemi sebebiyle daha fazla tercih edilen açık alanlarda hava ne kadar temiz?

18 Ağustos 2020 Dergi: Ağustos-2020

COVID-19 pandemisiyle birlikte insanların hijyen anlayışı, kapalı alanlarla ilgili görüş ve davranışları büyük değişim gösterdi. Bomaksan’ın FutureBright araştırma şirketiyle yaptığı araştırmaya göre, tüketicilerin yüzde 97’si açık alanlardaki havanın daha temiz olduğunu düşünüyor. Pandemi öncesi her 4 kişiden sadece 1’i kapalı mekanlarda hava temizleme cihazlarının olup olmadığına dikkat ederken, pandemi sonrasında ise 4 kişiden 3’ü cihazların varlığına dikkat etmeye başladı. Araştırmaya katılanların yüzde 96’sı ise kapalı mekanlarda sadece “Yeterli teknoloji ile üretilmiş, yetkililer tarafından onaylı hava temizleme cihazları” olan yerleri tercih ediyor.

Peki ama açık alanlarda hava ne kadar temiz? Bu sorunun yanıtını Temiz Hava Hakkı Platformu, ‘Kara Rapor 2020: Hava Kirliliği ve Sağlık Etkileri’ çalışması ile verdi. Rapor, Türkiye’nin dört yıllık hava kirliliği ve bu kirlilikten kaynaklanan önlenebilir can kayıpları verilerine odaklanıyor.

Platform’un Halk Sağlığı Uzmanları Derneği temsilcisi Prof. Dr. Çiğdem Çağlayan, 2019 yılında hava kirliliğinin sağlık etkilerini hesaplamakta çok ciddi veri sıkıntısı yaşandığına vurgu yaptı ve “Acil olarak hem PM10 istasyonlarındaki ölçüm yapılan gün sayısı açısından veri kalitesinin iyileştirilmesi, hem de PM2.5 ölçümü yapılan istasyon sayısının artırılması ve mevzuatta PM2.5 için ulusal sınır değer belirlenmesi gerekiyor” dedi.

Yeterli veri elde edilen 51 ilin %98’inde ise hava kirliliği (2019 yılı için), Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)’nün sınır değerlerinin üzerinde gerçekleşti. Son dört yıl boyunca düzenli olarak yüksek derecede kirli hava soluyan Iğdır, Düzce, Manisa, Bursa, Afyon ve Kahramanmaraş’ta hava kirliliği sorununun kronikleştiği gözlemleniyor. 2019 yılında hava kirliliği nedeniyle en fazla ölümün yaşandığı ilk üç il ise sırasıyla İstanbul (3.761), İzmir (2.075) ve Manisa (1.680) oldu. İl nüfusuna oranla en çok hava kirliliğine bağlı ölümün yaşandığı il ise Iğdır. Raporda, illerdeki kömürlü termik santraller başta olmak üzere sanayi tesisleri ve evsel ısınma amaçlı kömür kullanımının, özellikle coğrafi koşullar dikkate alındığına kirliliğin ana sebebi olduğu vurgulandı.

Türkiye’de yalnızca Ardahan, Tunceli, Rize, Artvin, Bitlis’te hava kirliliği üç yıl üst üste en düşük seviyede ölçüldü. Yine de, bu illerdeki hava kalitesi seviyelerinin bazıları Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği kılavuz değerlerin üzerinde.

Türkiye’de hava kirliliği DSÖ kılavuz değerine indirilseydi; 2019 yılında tüm ölümlerin %7,9’u (31.476 ölüm) ve 2018 yılındaki tüm ölümlerin %12,13’ü (45.398 ölüm) önlenebilirdi. Platform, sağlıklı bir çevrede yaşamanın en temel şartlarından biri olan hava kalitesini kalıcı olarak iyileştirebilmek için yerel, ulusal ve uluslararası düzeyde tüm ilgili ve yetkili kurum ve kuruluşları, acilen şu adımları atmaya davet ediyor: “Tüm hava kalitesi ölçüm istasyonlarının veri kalitesinin artırılması, PM2.5 kirleticisinin tüm illerde ölçülmesi ve PM2.5 için ulusal sınır değerleri içeren mevzuat düzenlemeleri yapılması, çevre yatırımlarını tamamlamamış kömürlü termik santrallerin çalışmasına izin verilmemesi, planlanan sanayi tesisleri için sağlık etki değerlendirme yapılması, halk sağlığını merkeze koyan, sürdürülebilir istihdam ve krizlere karşı dayanıklı modeller oluşturmayı amaçlayan ekonomik toparlanma paketleri oluşturulması.”

Gökçen Parlar Ünal
gokcenparlar@dogayayin.com



Slider Altına
Söyleşi